Orange Healing
Destek ol

Rüyalarla İyileşmek… Rüyalarda İyileşmek

Zehirlenme, ataksi ve beyincik atrofisi sonrası bir buçuk yıl rüya görmedim. Örneklerle rüyalarımın dönüşünü ve beyincik, uyku, rüya ilişkisini bilimsel kaynaklarla anlatıyorum.

Rüyalarla İyileşmek… Rüyalarda İyileşmek

Beyin hasarı ve ataksi rüyalarımı nasıl etkiledi?

Eskiden beri rüya görürüm ve beni derinden etkileyen, yıllar geçse de unutamadığım birkaç rüyam vardır. Çocukken rüyalarım çok daha renkliyken, büyüdükçe çoğu daha soluk, gri ve renksiz bir hâl almaya başladı. Zehirlenmeden bir iki yıl önce ise rüyalarım iyice silikleşti; giderek günlük hayatın sıradan bir devamı gibi olmaya ve uyandıktan hemen sonra unutulmaya başladılar. Hastanede yüksek ateşler içindeyken ise siyah, gri ve kırmızının hâkim olduğu aynı kâbusu tekrar tekrar görüyordum. O dehşet verici sahne kafamın içinde sürekli dönüyor, bazen gözlerimi kapattığımda bile karşıma çıkıyordu. Sonra ataksi geçirdim, beyincik atrofim gelişti ve beynimin çalışma biçimi tamamen değişti. Sanki zihnim tabula rasa’ya dönmüştü. Her şey siyahlaşmıştı. Yokluk dediğimiz şeyin ne olduğunu o dönemde gerçekten hissettim: boşluk, sessizlik, hiçbir şeyin olmadığı bir hâl.

Yaklaşık bir–bir buçuk yıl boyunca rüya gördüğümü hatırlamıyorum. Uyuyordum ama sanki hiç uyumamışım gibi kalkıyordum; gün içinde de sık sık uyukluyordum. O kısa uyuklamalarda bazen birkaç küçük sahne gördüğümü hatırlıyorum. Sonra bir şeyler yavaş yavaş değişmeye başladı. Fiziksel olarak biraz daha toparlandıkça, yeni şeyler denedikçe ve beynimi yeniden kullanmaya başladıkça rüyalarım da geri dönmeye başladı. Zamanla rüyalarımın başlangıcı, değişimi ve giderek karmaşıklaşması benim için beynimde neler olup bittiğinin ve nasıl iyileştiğimin bir göstergesi hâline geldi. Öyle rüyalar gördüm ki bazen kendi gelişimimi, değişimimi ve kapasitemi bana gösteriyor gibiydiler.

Dışarı bakan rüya görür; içine bakan uyanır.” — Carl G. Jung

İlk dönem: Çocukluğa ve ilkokula dönüş

Yaklaşık bir–bir buçuk yıl sonra rüyalarım geri dönmeye başladığında önce daha çok günlük hayatı görüyordum. Sonra rüyalarım sürekli çocukluğuma dönmeye başladı. Kendimi küçük hâlimle, özellikle de ilkokulda görüyordum.

Neredeyse her gece yeniden okula gidiyordum. Aslında mezun olmuştum ama sanki bir kez daha mezun olmam, okula yeniden devam etmem gerekiyormuş gibi hissediyordum. Sürekli bir derse giriyor, bir öğretmenimi görüyor, eski arkadaşlarımla karşılaşıyor ya da okulun içinde bir yerlere yetişmeye çalışıyordum.

Bazen yağmur yağıyordu. Bazen arkadaşlarımla kavga ediyor, bazen ders çalışıyor, güzel sohbetler ediyor ya da oyun oynuyordum. Bazense geç kalıyor, sınava yetişemiyor, yapamıyor ya da başaramıyordum.

Bu rüyaların içinde en çok iki duygu arasında gidip geliyordum: anksiyete ve neşe. Bir yandan çocukluğun eğlenceli, sıcak tarafını yeniden yaşıyor; diğer yandan sürekli bir yere yetişmem, bir şeyi tamamlamam ya da başarmam gerekiyormuş gibi hissediyordum.

İlkokul rüyaları çok uzun sürdü. Yaklaşık bir yıl boyunca neredeyse her gün kendimi yeniden okulda buldum. En baskın his ise hep aynıydı: Gitmek zorundaydım ama gitmek istemiyordum.

Rüyalarımda sürekli bununla savaşıyor, “Zaten mezun oldum, neden tekrar gidiyorum?” diye düşünüyor ve gitmemek için bahaneler arıyordum. Bazen rapor almayı düşünüyor, bazen de bir şekilde o zorunluluktan kaçmaya çalışıyordum.

Sonra rüyalar değişmeye başladı

Liseyi zaten çok sevmezdim; belki bunun da etkisi vardı. Bir yandan lise, insanın hayatında tam bir geçiş dönemine denk geliyor: ne tamamen çocukluk ne de tam anlamıyla yetişkinlik.

O yüzden sanırım benim o dönemki iyileşme sürecimi ve içinde bulunduğum gelişim hâlini çok temsil eden bir dönem değildi. Bu tabii benim kendi yorumum.

Zamanla okul rüyaları azalmaya başladı ve yerlerini daha sembolik, daha farklı rüyalara bıraktı.

Bunlardan beni ilk kez gerçekten etkileyenlerden birini 2024’ün Ekim ya da Kasım ayında gördüm. Rüyayı daha sonra instagramımda da paylaşmıştım.

Rüyamda lila renkli çiçek buketleri topluyor, onları bir araya getirip ayaklarıma bağlıyordum. Çiçeklerden kendime botlar yapmıştım ve o botlarla kırlarda yürüyordum. Uyandığımda bu rüya bana çok net bir şey söylüyor gibi geldi:

“Sen yürüyeceksin. Yapacaksın. İyileşeceksin.”

Sanki zihnim bunu bana kendi diliyle göstermişti.

InstagramPostOpen

Bundan sonra buna benzer, benim için anlamı güçlü başka sembolik rüyalar da görmeye başladım.

Üçüncü dönem: Rehabilitasyon rüyaları

Üçüncü dönem diyebileceğim süreçte üniversite rüyalarım yoğunlaşmaya başladı ve rüyalarımın içine spor, hareket ve rehabilitasyon da girdi.

Artık gün içinde yaptığım rehabilitasyon egzersizlerini rüyalarımda tekrar ettiğimi, geliştirdiğimi ya da onların üzerine yeni hareketler denediğimi görmeye başlamıştım. Özellikle çapraz kol ve bacak kullanılan, iki tarafın koordinasyonunu gerektiren Frankel benzeri egzersizleri rüyalarımda çok sık yapıyordumHatta bazen sadece rüyamda hareket etmekle kalmıyor, gerçekten hareket ederken uyanıyordum.

Bir keresinde yüzüstü yapılan, sol kol ile sağ bacağın, ardından sağ kol ile sol bacağın aynı anda kaldırıldığı klasik çapraz hareketi yaparken uyandım. Resmen uykumda yüzüyor gibiydim.

Bu deneyimler bana beynin uykuda da öğrendiklerini işlemeye ve pekiştirmeye devam ettiğini düşündürdü. Benim hissettiğim, beynin yalnızca yeni öğrendiği hareketi kaydetmediği; onu daha önce bildikleriyle birleştirerek daha kapsamlı bir şekilde kendi hafızasına yerleştirdiğiydi.

Bu benim kişisel yorumum ama kendi iyileşme sürecimde bunu oldukça belirgin bir şekilde deneyimledim.

Rüyalarımda yeniden hareket etmek

Bir de rüyalarımda fiziksel olarak yapmayı çok özlediğim şeyleri görmeye başladım. Çok uzun süre yürüdüğümü, koştuğumu ve koşmanın nasıl bir his olduğunu gerçekten bedenimde hissettiğimi görüyorum. Zıplıyorum; bazen tek ayağımın üzerinde bile rahatça zıplayabiliyorum. Hiç bilmediğim ülkelerde, çıplak ayakla taşların üzerinde hiçbir zorlanma yaşamadan yürüdüğümü görüyorum.

Bazen de çok akıcı ve güzel konuştuğumu görüyorum.

Bu rüyalar bende çok güçlü bir his bırakıyor. Uyandığımda kendi kendime, “Eğer beynim bunu bu kadar canlı bir şekilde kurabiliyor ve ben rüyamda bunu gerçekten yapıyormuşum gibi hissedebiliyorsam, demek ki bu hareketlerin ve becerilerin temsili hâlâ bir yerde benimle,” diye düşünüyorum.

Bu yüzden bu rüyalar bana umut veriyor.

Sanki beynim bana henüz gerçek hayatta tamamen ulaşamadığım bir hâlimi gösteriyor. Ve ben de bir gün bunların yalnızca rüyalarımda değil, gerçekte de karşıma çıkacağına inanmak istiyorum.

“Rüyalar ruhun yol gösteren sözleridir.” — C. G. Jung, The Red Book

Son dönem: Rüyalarımın bugüne ulaşması

Son dönem diyebileceğim rüyalarım ise özellikle son dört–beş ayda daha sembolik, daha kişisel ve daha içsel bir hâl almaya başladı.

Artık rüyalarımda kendi içimde çözmeye çalıştığım meseleleri, kişisel sorunlarımı, daha manevi konuları ve hayatımla ilgili farklı soruları görüyorum.

Aynı zamanda üniversite dönemim ve özellikle üniversiteden sonraki çalışma hayatım da rüyalarımda daha sık yer almaya başladı. Kendimi o yaşlarımda, o zamanki hâlimle hissederek bir yerlere giderken, kararlar alırken, çalışırken ya da farklı deneyimler yaşarken görüyorum.

Bütün bu sürece kronolojik olarak baktığımda bana çok ilginç geliyor.

Rüyalarım sanki ilkokuldan başladı; sonra lise, üniversite, mezuniyet ve çalışma hayatı derken yavaş yavaş bugüne kadar geldi. Şimdi ise artık (tamamen olmasa da) şu an yaşadığım kişisel meselelerle uğraşıyor.

Bir dönem sanki her şey sıfırlanmıştı; ardından rüyalarım bütün geçmişimi baştan sona yeniden gözden geçiriyormuş gibi ilerledi. Şimdi ise geçmişte hatırladığım şeylerin üzerine yenilerini koyuyor gibi hissediyorum.

Bir bakıma rüyalarım büyüdü, ben de onlarla birlikte büyüdüm ve sonunda rüyalarımdaki yaşım bugünkü yaşıma yetişti. Ben bunu kendi sürecimde böyle deneyimledim ve hâlâ çok ilginç buluyorum.

Başka insanların da rüyalarında hayatlarının dönemlerini böyle kronolojik biçimde yeniden yaşayıp yaşamadıklarını bilmiyorum.

İnsan rüyalarında kendi hayatını bu şekilde yeniden gözden geçirip öğrenebilir mi?

Bunun beynin iyileşme süreciyle ne kadar ilişkili olduğunu bilmiyorum ama kendi deneyimimde ikisinin arasında bir bağlantı varmış gibi hissediyorum.

· · ·

Bu arada rüyalarımı not etmeyi ve takip etmeyi unutmuyorum. Bunca zaman çok ilginç rüyalar biriktirdim, koleksiyon gibi. Bazen deftere yazıyorum, bazen Elsewhere Dream Journal kullanıyorum (Rüyalar yorumlatılabildiği için ayrıca hoşuma gidiyor).

Beyincik, hafıza ve rüyalar üzerine kendi yorumum

Benim bütün bu süreçle ilgili kendi yorumum şu:

Beyinciğimde hücre kaybı ve atrofi gelişti. Hastaneden çıktığımda zihnim gerçekten çok boştu. Hafızam da eskisi gibi değildi; pek çok şeyi hatırlamakta zorlanıyordum.

Zaman geçtikçe, beynim ve beyinciğim mevcut hasara adapte olmaya ve nöroplastisite devreye girmeye başladıkça bir şeylerin değiştiğini fark ettim.

Daha fazla şeyi hatırlıyor, olaylar arasında daha iyi bağlantılar kuruyor ve geçmişime daha kolay ulaşabiliyordum. Sanki hafızam parça parça yeniden erişilebilir hâle geliyordu.

Bu yüzden beyinciğin bu süreçte düşündüğümüzden daha büyük bir rolü olabileceğini düşünüyorum. Belki rüyalarımın değişimi de öğrenme, hafızanın yeniden düzenlenmesi ve beynin yeni bağlantılar kurmasıyla ilişkiliydi.

Uyku sırasında gün içinde öğrendiğimiz şeylerin pekiştirildiğini, anıların işlendiğini ve beynin birçok düzenleme sürecinin devam ettiğini biliyoruz. Gündüz rehabilitasyonda öğrendiğim hareketlerin gece rüyalarıma girmesi, geçmişimin farklı dönemlerinin zaman içinde sırayla geri dönmesi ve sonunda rüyalarımın bugünkü hayatıma ulaşması… Bunların hepsi bana beynimin yalnızca fiziksel olarak değil, hafıza ve öğrenme açısından da kendini yeniden organize ediyor olabileceğini düşündürüyor.

Bundan sonraki kısım meraklısı için bilimsel kaynakları içeriyor.

Peki Beyincik, Ataksi, Uyku ve Rüyalar Arasında Nasıl Bir İlişki Var?

Bütün bunları yaşamaya başladıktan sonra ister istemez aynı soruya takıldım: Beyinciğimde meydana gelen hasarın, uykumun ve rüyalarımın değişmesiyle gerçekten bir ilişkisi olabilir miydi? Beyincik uzun yıllar boyunca esas olarak denge, koordinasyon ve hareketle ilişkilendirilen bir yapıydı. Fakat bugün bu görüşün oldukça eksik olduğunu biliyoruz. Beyincik yalnızca hareketin koordinasyonunda değil; dikkat, çalışma belleği, dil, görsel-uzamsal işlemleme ve duyguların düzenlenmesi gibi çok daha geniş işlevlerle ilişkili beyin ağlarında da rol oynuyor. Cerebellar Cognitive Affective Syndrome (CCAS/Schmahmann sendromu) üzerine hazırlanan kapsamlı bir uzman raporunda bu değişim, “A cerebellar role in cognition and affect has been rigorously established in the past few decades” sözleriyle ifade ediliyor. Yani son birkaç on yılda beyinciğin biliş ve duygu üzerindeki rolü güçlü biçimde ortaya konmuş durumda. CCAS üzerine yapılan çalışmalar da beyincik hasarının yalnızca ataksi, denge veya koordinasyon sorunlarıyla sınırlı kalmayabileceğini; yürütücü işlevler, görsel-uzamsal biliş, dil ve duygu düzenleme gibi alanların da etkilenebileceğini gösteriyor.

Bu benim yaşadıklarımı düşündüğümde önemli bir nokta. Çünkü hastaneden çıktığımda yaşadığım şey yalnızca yürüyememek veya dengemi kaybetmek değildi. Zihinsel olarak da eski hâlimde değildim. Hafızam, bağlantı kurma biçimim, düşüncelerimin akışı ve hatta zihnimin içindeki görüntüler bile değişmişti. Bu yüzden zaman içinde hem fiziksel kapasitemin hem hafızamın hem de rüyalarımın değişmesini izlerken, bunların birbirinden tamamen bağımsız süreçler olup olmadığını merak etmeye başladım.

Atakside uyku da değişebiliyor

Benim için en şaşırtıcı noktalardan biri beyincik ile uyku arasındaki ilişkiyi görmek oldu. 2017'de yayımlanan The Sleeping Cerebellum adlı kapsamlı derlemede, “The cerebellum shows sleep stage-dependent activity” deniyor; yani beyinciğin aktivitesi içinde bulunduğumuz uyku evresine göre değişiyor. Aynı derleme, beyincik işlev bozukluklarının uyku-uyanıklık döngüsündeki değişikliklerle ve çeşitli uyku bozukluklarıyla ilişkili olabileceğini de ele alıyor. Cerebellar ataksiler üzerine yapılan insan çalışmalarında REM uykusu davranış bozukluğu, huzursuz bacak sendromu, uykuda periyodik bacak hareketleri, gündüz aşırı uyku hâli, insomnia ve uyku apnesi gibi farklı problemler bildirilmiş durumda. Burada önemli bir sınırlama var: birçok kalıtsal ataksi yalnızca beyinciği etkilemediği için, görülen uyku değişikliklerinin ne kadarının doğrudan beyincikten kaynaklandığını ayırmak her zaman mümkün değil.

2024 yılında yayımlanan bir hayvan çalışması ise bu konuda özellikle dikkatimi çekti. Araştırmacılar, Purkinje hücrelerinin nörotransmisyonunu susturarak ataksi oluşturdukları genetik bir fare modelinin uykusunu incelediler. Makaledeki ifadeyle, “The mutant mice had decreased wakefulness and rapid eye movement (REM) sleep, whereas non-REM sleep was increased.” Yani ataksik farelerde uyanıklık ve REM uykusu azalırken NREM uykusu arttı; ayrıca REM uykusuna geçiş süresi de uzadı. Bunun bir hayvan çalışması olduğunu ve benim yaşadığım durumu doğrudan açıklamadığını özellikle belirtmek gerekiyor. Yine de Purkinje hücrelerindeki işlev bozukluğunun yalnızca motor sistemi değil, uyku mimarisini de değiştirebildiğinin deneysel olarak gösterilmesi benim açımdan oldukça ilginç.

Çünkü ataksinin en ağır olduğu dönemden sonra yaklaşık bir–bir buçuk yıl boyunca neredeyse hiç rüya hatırlamıyordum. Uyuyor, uyanıyor ve arada hiçbir şey yaşamamışım gibi hissediyordum. Bunun nedeninin beyincik hasarı olduğunu söylemem mümkün değil; rüya görmek ve özellikle rüyayı hatırlamak beyinciğin çok ötesine uzanan geniş beyin ağlarına bağlı. REM uykusunun miktarı ile rüyaları hatırlama sıklığı da aynı şey değil. Ancak bütün bunlar en azından bana ataksi, beyincik işlevi ve uykunun birbirinden tamamen bağımsız süreçler olmadığını gösteriyor.

Bu arada bu yazıyı yazmaya niyetlendiğim sırada Cerebellum Science Center'dan Dr. Roy Sillitoe'nun bu konuyla ilgili bir paylaşımını gördüm: "Beyincik her zaman aktiftir." diyor. Beyincik ve nörobilim alanında yaptığı değerli çalışmaları takip etmenizi öneririm.

InstagramReelOpen

Beyin uyurken rehabilitasyona devam ediyor olabilir mi?

Benim için araştırmaların en heyecan verici tarafı ise motor öğrenmeyle ilgili olan kısmı. Çünkü rehabilitasyonda yaptığım hareketleri bir süre sonra rüyalarımda tekrar tekrar görmeye başlamıştım. Çapraz kol-bacak hareketleri yapıyor, koordinasyon egzersizlerini tekrar ediyor, bazen öğrendiğim hareketleri değiştiriyor, bazen de onların üzerine yeni hareketler ekliyordum. Hatta zaman zaman gerçekten hareket ederken uyanıyordum. Bu yüzden şu soru benim için giderek daha önemli hâle geldi: Beyin uyurken gerçekten gündüz öğrendiği hareketlerle yeniden uğraşıyor olabilir mi?

Motor öğrenme, egzersizin bittiği anda sona ermiyor. Yeni öğrenilen bir hareketin veya becerinin daha kalıcı hâle gelmesi için hafıza konsolidasyonu adı verilen bir süreç gerekiyor ve uyku bu sürecin önemli parçalarından biri. 2017 yılında insanlarda eşzamanlı EEG ve fMRI kullanılarak yapılan bir motor öğrenme çalışmasında araştırmacılar, “Brain regions within the striato-cerebello-cortical network recruited during training … were also activated during sleep” sonucuna ulaştılar. Başka bir deyişle, insanlar uyanıkken motor görevi öğrenirken kullanılan striatum-beyincik-korteks ağına ait bazı bölgeler uyku sırasında yeniden aktive oluyordu. Bu aktivasyon özellikle NREM uykusunda ortaya çıkan sleep spindle adı verilen kısa elektriksel aktivite örüntüleriyle ilişkiliydi.

Bu bulgu benim için çok anlamlı; çünkü egzersiz sona erdiğinde beynin öğrenme sürecinin de sona ermediğini gösteriyor. Biz hareketi bırakıp uyuduğumuzda bile, hareketi öğrenirken kullandığımız bazı ağlar yeniden devreye girebiliyor. Bu elbette benim rehabilitasyon egzersizlerini rüyamda görmemle aynı şey değil, fakat beynin gece boyunca motor öğrenme üzerinde çalışmaya devam edebildiğini bilmek kendi deneyimime farklı bir açıdan bakmamı sağlıyor.

Beyincik ve motor korteks gece de iletişim hâlinde

2024 yılında yayımlanan başka bir araştırmada ise motor korteks ve beyincikteki nöronlar, hayvanlar yeni bir motor beceri öğrenirken ve ardından uyurken kaydedildi. Araştırmacılar, uyku spindle'ları sırasında hem motor kortekste hem de beyincikte, uyanıkken yapılan motor görevle ilişkili nöral aktivitenin yeniden ortaya çıkabildiğini gördüler. Bulguların “support the sleep reactivation hypothesis”, yani uykuda yeniden aktivasyon hipotezini desteklediğini belirttiler. Bu da gündüz motor öğrenmeye katılan bazı sinirsel örüntülerin uyku sırasında tekrar devreye girebildiğini düşündürüyor.

Bu çalışma rehabilitasyon rüyalarımı düşündüğümde özellikle çarpıcı geliyor, çünkü benim rüyalarımda da gündüz üzerinde çalıştığım hareketler gece yeniden karşıma çıkıyordu. Ancak burada önemli bir ayrımı korumak gerekiyor: Bir motor ağın uykuda yeniden aktive edilmesi ile kişinin o hareketi bilinçli bir rüya deneyimi olarak görmesi aynı olay değil. Bilim şu anda ikisini doğrudan birbirine bağlamamıza izin vermiyor. Buna rağmen gündüz öğrenilen hareketlerle ilişkili ağların gece de çalışmaya devam edebilmesi, yaşadığım sürecin benim için neden bu kadar ilginç olduğunu açıklıyor.

Beyincik uyurken bir çeşit “simülasyon” yapıyor olabilir mi?

2023 yılında Andrew Jackson ve Wei Xu tarafından yayımlanan Role of Cerebellum in Sleep-Dependent Memory Processes adlı derleme daha da ilginç bir hipotez ortaya koyuyor. Araştırmacılar, beyinciğin uyku sırasında yalnızca pasif biçimde aktif olmadığını; öğrenilmiş hareketlerle ilgili iç modeller üzerinde çalışmaya devam ediyor olabileceğini öne sürüyor. Makaledeki ifadeleriyle, “The cerebellum continues to compute internal models during sleep that train the neocortex.” Kabaca söylemek gerekirse, beyincik uyku sırasında içsel modeller oluşturmaya veya işlemeye devam ediyor ve bu süreç neokortikal öğrenmeye katkıda bulunuyor olabilir.

Buradaki “olabilir” kelimesi önemli; bu henüz kesinleşmiş bir mekanizma değil, bir hipotez. Fakat kendi rüyalarımı düşündüğümde bana oldukça tanıdık geliyor. Çünkü rüyalarımda bazen yalnızca rehabilitasyonda öğrendiğim bir hareketi tekrar etmiyorum; onu değiştiriyor, geliştiriyor veya daha önce yapmadığım başka bir harekete dönüştürüyorum. Gerçekte henüz yapamadığım şeyleri yaptığımı görüyorum: koşuyorum, zıplıyorum, tek ayağımın üzerinde zıplayabiliyorum, hiç bilmediğim yerlerde çıplak ayakla taşların üzerinde rahatça yürüyorum ve bütün bunların nasıl hissettirdiğini rüyanın içinde gerçekten hissediyorum. Bunun Jackson ve Xu'nun ortaya koyduğu “offline simulator” fikriyle doğrudan ilişkili olduğunu söylemek için elimizde yeterli kanıt yok; fakat beynin uyku sırasında motor modeller üzerinde çalışmaya devam edebileceği düşüncesi, bu rüyaları benim için çok daha ilginç hâle getiriyor.

Peki rüyaların kendisi?

İşte burada bilim ile benim kişisel deneyimimin yolları biraz ayrılıyor. REM uykusu sırasında motor ve premotor korteks, bazal ganglionlar ve beyincik gibi hareketle ilişkili yapıların aktivitesinin arttığını gösteren nörogörüntüleme çalışmaları var ve bu aktivitenin rüyalardaki birinci şahıs hareket deneyimleriyle ilişkili olabileceği düşünülüyor. Ancak rüya görmek yalnızca REM uykusunda gerçekleşmiyor ve beyinciğin rüyaları üreten temel merkez olduğunu gösteren bir kanıt da bulunmuyor. Özellikle beyincik hasarı veya ataksi sonrasında rüyaların içeriğinin zaman içinde nasıl değiştiğini, örneğin geçmiş yaşam dönemlerinin belirli bir sırayla yeniden ortaya çıkıp çıkmadığını sistematik biçimde inceleyen güçlü bir literatür henüz yok.

Bu yüzden benim rüyalarımın ilkokuldan başlayıp üniversiteye, çalışma hayatıma ve sonunda bugünkü yaşıma ulaşmasını “beynim hafızamı kronolojik olarak yeniden kurdu” diye bilimsel bir sonuç gibi sunamam. Ben yalnızca kendi deneyimimde bunun böyle ilerlediğini söyleyebilirim. Yine de bugün bildiğimiz şeyler bu deneyimi tamamen bağlantısız bırakmıyor: Beyincik uyku sırasında aktif; yalnızca motor kontrolle değil biliş ve duyguyla ilişkili ağların da bir parçası; Purkinje hücrelerinin işlevinin bozulması deneysel ataksi modellerinde uyku mimarisini değiştirebiliyor; motor öğrenme sırasında kullanılan bazı beyin ağları uyku sırasında yeniden aktive olabiliyor ve uyku, yeni motor becerilerin pekiştirilmesinde önemli bir rol oynuyor.

Benim yaşadığım sürecin hangi bölümünün bunlarla ilişkili olduğunu bugün bilmiyorum. Belki rüyalarım beynimin iyileşmesini doğrudan ölçen bir gösterge değildi; belki çocukluktan bugüne doğru ilerlemelerinin özel bir nörolojik anlamı da yoktu. Ama bir zamanlar zihnimde neredeyse hiçbir görüntünün olmadığı, geçmişime ulaşmakta zorlandığım o dönemden sonra beynimin yeniden hikâyeler üretmeye başlaması benim için hâlâ çok şey ifade ediyor. Önce çocukluğum geri geldi, ardından okul yıllarım, üniversite ve çalışma hayatım; sonra hareket etmeye, koşmaya, yürümeye ve zıplamaya başladım. En sonunda rüyalarım bugünkü hayatıma ve bugün çözmeye çalıştığım meselelere kadar ulaştı. Sanki geçmişim yavaş yavaş bugünüme yetişti. Rüyalarım büyüdü, ben de onlarla birlikte büyüdüm ve bir noktada rüyalarım da benimle birlikte iyileşiyor gibi hissettirmeye başladı.

Kaynaklar

Argyropoulos, G. P. D., van Dun, K., Adamaszek, M., Leggio, M., Manto, M., Masciullo, M., Molinari, M., Stoodley, C. J., Van Overwalle, F., Ivry, R. B., & Schmahmann, J. D. (2020). The cerebellar cognitive affective/Schmahmann syndrome: A task force paper. The Cerebellum, 19(1), 102–125. https://doi.org/10.1007/s12311-019-01068-8

Canto, C. B., Onuki, Y., Bruinsma, B., van der Werf, Y. D., & De Zeeuw, C. I. (2017). The sleeping cerebellum. Trends in Neurosciences, 40(5), 309–323. https://doi.org/10.1016/j.tins.2017.03.001

Fleischer, P., Abbasi, A., & Gulati, T. (2024). Modulation of neural spiking in motor cortex–cerebellar networks during sleep spindles. eNeuro, 11(5), ENEURO.0150-23.2024. https://doi.org/10.1523/ENEURO.0150-23.2024

Fogel, S., Albouy, G., King, B. R., Lungu, O., Vien, C., Bore, A., Pinsard, B., Benali, H., Carrier, J., & Doyon, J. (2017). Reactivation or transformation? Motor memory consolidation associated with cerebral activation time-locked to sleep spindles. PLOS ONE, 12(4), e0174755. https://doi.org/10.1371/journal.pone.0174755

Jackson, A., & Xu, W. (2023). Role of cerebellum in sleep-dependent memory processes. Frontiers in Systems Neuroscience, 17, 1154489. https://doi.org/10.3389/fnsys.2023.1154489

Pedroso, J. L., Braga-Neto, P., Felício, A. C., Aquino, C. C. H., Fernandes do Prado, L. B., Fernandes do Prado, G., & Barsottini, O. G. P. (2011). Sleep disorders in cerebellar ataxias. Arquivos de Neuro-Psiquiatria, 69(2A), 253–257. https://doi.org/10.1590/S0004-282X2011000200021

Salazar Leon, L. E., Brown, A. M., Kaku, H., & Sillitoe, R. V. (2024). Purkinje cell dysfunction causes disrupted sleep in ataxic mice. Disease Models & Mechanisms, 17(6), dmm050379. https://doi.org/10.1242/dmm.050379

Yorumlar · 0

0 comments

Bot kontrolü: 5 + 2 kaç eder?